Ses, bir kaynağın titreşmesi sonucu oluşan ve bu titreşimlerin bir ortam aracılığıyla yayılmasıyla algılanan fiziksel bir olgudur. İnsan kulağı, bu titreşimleri algılayarak onları anlamlı bir işitsel deneyime dönüştürür. Ses; konuşmanın, müziğin ve çevresel işitsel dünyanın temelini oluşturur.
Sesin oluşabilmesi için üç temel unsur gereklidir:
Bir ses kaynağı (titreşen cisim), bir iletim ortamı (hava, su, katı maddeler) ve bir alıcı (kulak).
Bir cisim titreştiğinde çevresindeki hava moleküllerini hareketlendirir. Bu hareket, dalgalar hâlinde yayılır ve kulağa ulaştığında işitme süreci başlar. Ses, mekanik bir dalga olduğu için boşlukta (vakumda) yayılamaz; mutlaka bir ortama ihtiyaç duyar.
Sesin algılanış biçimi, bazı fiziksel özelliklerine bağlıdır:
Sesin saniyedeki titreşim sayısını ifade eder ve Hertz (Hz) ile ölçülür.
İnsan kulağı yaklaşık 20 Hz – 20.000 Hz aralığındaki sesleri duyabilir.
Ses dalgasının gücünü ifade eder. Sesin yüksek ya da alçak duyulmasını sağlar. Genellikle desibel (dB) cinsinden ölçülür.
Sesin ne kadar devam ettiğini belirtir. Kısa ya da uzun süreli sesler, algı ve anlam üzerinde farklı etkiler yaratır.
Aynı frekans ve şiddetteki seslerin, farklı kaynaklardan çıktığında farklı duyulmasını sağlar. Bir piyanoyla bir kemanın aynı notayı çalmasına rağmen farklı duyulmasının nedeni tınıdır.
Ses yalnızca fiziksel bir olay değil, aynı zamanda algısal ve psikolojik bir deneyimdir. Aynı ses, farklı kişilerde farklı duygular uyandırabilir. Bu durum; kültürel arka plan, deneyimler ve bağlama göre değişiklik gösterebilir.
İnsan sesi ise ses türleri arasında özel bir yere sahiptir. Konuşma, tonlama ve vurgu yoluyla yalnızca bilgi değil; duygu, niyet ve kimlik de aktarılır.
Bu ayrım, sesin bağlama ve algıya göre anlam kazandığını gösterir.